İçeriğe geç

Yaygın anksiyete bozukluğu ilerlerse ne olur ?

Yaygın Anksiyete Bozukluğu İlerlerse Ne Olur? Toplumsal Cinsiyet ve Çeşitlilik Perspektifinden Bir Bakış

İstanbul’da, bir sivil toplum kuruluşunda çalışan 29 yaşında bir genç olarak, her gün gördüğüm şeyler bana toplumsal sorunları ne kadar derinden hissettiriyor. Sokakta yürürken, toplu taşımada insanların ruh halini gözlemlerken, bazen ne kadar kırılgan olduğumuzu düşünüyorum. Özellikle yaygın anksiyete bozukluğu gibi psikolojik sağlık sorunları, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden ele alındığında, daha da karmaşık bir hal alabiliyor.

Yaygın anksiyete bozukluğu ilerledikçe, bir insanın hayatı ciddi şekilde etkilenebilir. Ancak bu durum, özellikle toplumsal yapının etkisi altında yaşayan bireylerde farklı şekillerde tezahür eder. Bu yazıda, anksiyetenin bireyleri ve toplumları nasıl dönüştürebileceğine dair gözlemlerimi, teorileri ve günlük hayattan örneklerle aktaracağım.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Öncelikle yaygın anksiyete bozukluğunun ne olduğuna kısaca bir göz atalım. Bu bozukluk, sürekli bir kaygı ve endişe haliyle kendini gösterir. Bir kişi, küçük veya büyük pek çok durum hakkında aşırı endişelenir, kontrol edemediği bir kaygı duygusu yaşar. Birçok kişi için bu kaygı, günlük işlerini yapmakta güçlük yaratacak seviyeye gelebilir. Bu durum, sosyal ilişkilerden iş hayatına kadar birçok alanda önemli sıkıntılara yol açabilir.

Toplumsal Cinsiyet ve Yaygın Anksiyete

Toplumsal cinsiyet, anksiyete bozukluğunun bireyler üzerinde nasıl bir etki yaratacağını belirleyen önemli bir faktördür. Kadınların yaygın anksiyete bozukluğuna daha yatkın olduğu bilinen bir gerçek. İstanbul’daki bir kafede otururken yanımda bir kadın arkadaşımın, iş yerindeki cinsiyetçi söylemlerden, eşitsiz maaşlardan ve ailevi baskılardan dolayı yaşadığı kaygıyı fark etmiştim. Kadınların toplumsal normlar nedeniyle sürekli olarak kendi yeterliliklerini sorgulamaları, anksiyetenin daha yoğun yaşanmasına neden olabiliyor.

Birçok kadın, iş yerindeki başarısızlıklarını kişisel eksiklikleriyle ilişkilendirirken, erkekler genellikle bu tür durumları dışsal faktörlere bağlayabiliyor. Toplumsal cinsiyetin etkisiyle, kadınlar genellikle kendilerini daha fazla stres altında hissediyor ve bu da yaygın anksiyete bozukluğunun ilerlemesine zemin hazırlıyor. Kadınların yaşadığı bu toplumsal baskılar, anksiyeteyi sadece kişisel değil, toplumsal bir mesele haline getiriyor.

Farklı Grupların Anksiyete Deneyimi

İstanbul’da sokakta yürürken, çeşitli gruplara mensup insanları gözlemliyorum. Özellikle gençler arasında anksiyete bozukluğunun daha fazla yaygınlaştığını görebiliyorum. Modern toplumda, ekonomik belirsizlikler, işsizlik ve sosyal medyanın yarattığı mükemmeliyetçilik baskısı, gençlerin kaygı seviyesini artırıyor.

Geçenlerde bir toplu taşıma aracında genç bir kadının sürekli telefonunu kontrol ettiğini ve bir türlü rahatlayamadığını fark ettim. Üzerindeki gerginlik, kaygı dolu bakışları beni düşündürdü: Sosyal medya, gençlerin hayatlarını nasıl şekillendiriyor? Birçok gencin “yetersizim” duygusunu yaşaması, onların kaygılarını artırıyor. Onlara mükemmel bir yaşam imajı sunuluyor, ancak bunun gerisinde ne kadar yalnız ve kaygılı olduklarını görmek, toplumun bu durumu nasıl kabul ettiğini sorgulamama neden oluyor.

Bir de düşük gelirli ve dezavantajlı bölgelerde yaşayan bireyler var. Ekonomik kaygıların ve güvencesizlik hissinin, onların psikolojik sağlıklarını ne kadar olumsuz etkilediğini görmek oldukça çarpıcı. Toplumda marjinalleşmiş grupların, sağlık hizmetlerine ulaşma konusunda yaşadığı zorluklar ve genellikle duyduğu güvensizlik, yaygın anksiyete bozukluğunun ilerlemesine katkı sağlıyor.

Sosyal Adalet Perspektifinden Anksiyete

Sosyal adalet, anksiyete bozukluğunun etkisini daha da belirgin hale getirebilecek bir başka faktör. Toplumsal eşitsizlik, bireylerin ruhsal sağlıklarını doğrudan etkileyebilir. Örneğin, toplumun dışladığı, ötekileştirdiği ya da marjinalleştirdiği gruplar, daha fazla kaygı yaşar. Bir arkadaşımla konuşurken, göçmen bir bireyin toplumda yaşadığı ayrımcılığı ve buna bağlı olarak hissettiği kaygıyı dinledim. Göçmenlerin, sosyal destek sistemlerinden yoksun bir şekilde yaşamaları, onları anksiyete bozukluklarına daha yatkın hale getiriyor.

Ayrıca, sosyal sınıfın ve ekonomik durumun, anksiyete üzerinde önemli bir etkisi var. Yüksek gelir gruplarındaki bireylerin genellikle daha fazla psikolojik yardım alabilme imkânı bulunurken, düşük gelirli gruplar buna erişmekte zorlanabiliyor. Bu eşitsizlik, bozukluğun ilerlemesine ve tedavi edilmeden daha karmaşık hale gelmesine neden oluyor.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu İlerlerse Ne Olur?

Yaygın anksiyete bozukluğu ilerledikçe, bu durum sadece kişiyi değil, toplumları da etkiler. Sosyal ilişkilerde zorluklar, iş yerinde verimsizlik, sosyal izolasyon ve daha ciddi psikolojik rahatsızlıklar, anksiyetenin ilerlemesiyle birlikte daha belirgin hale gelir. Bunun yanında, toplumda yaygın anksiyete bozukluğu ile mücadele eden kişilerin daha fazla dışlanması, sosyal uyum sorunlarını artırabilir. Bu, toplumsal bir adaletsizlik yaratır ve toplumun tüm üyelerini etkileyebilir.

Sonuç olarak, yaygın anksiyete bozukluğu, sadece bireysel bir sağlık sorunu olmaktan çıkar, toplumsal yapıyı ve sosyal adaleti de doğrudan etkileyen bir olgu haline gelir. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden baktığımızda, anksiyetenin nedenleri ve sonuçları daha da karmaşık bir hal alır. Bu konuda toplumsal farkındalık yaratmak, sadece bireysel sağlığı değil, toplumsal sağlığı da iyileştirebilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet giriş